Ah İstanbul!

"İstanbul`u Yazanlar" köşesinin yazarlarından Zehra Güney, asırlık kokusunu yitirmeyen İstanbul`u kaleme aldı.


Bir vapur gezintisiyle izlemek, Çamlıca tepelerinde soluklanarak içe doldurmak güzellikleri, Emirgan, Hisarlar, Göksu’da bir çay içimi gönül gezdirmek, dalgaların şırıltılarıyla, martıların kanat çırpışlarının oluşturduğu müzik eşliğinde dolaşmak boğaz manzaralı İstanbul’u, ne güzel. 


Tarihin asırlık kokusunu barındıran, güzelliğinden emin, gururlu ve bütün görkemiyle Boğaz’ın iki yakasında yer almış saraylar, köşkler, konaklar ne anlamlı, ne güzel…

Dallarında nice sevdanın anısını saklayan koca çınarların altında gölgelenmek, sevginin varlığını öğrenmek adına, yapraklarını sayarak tükettiğimiz papatyalarla dolu çayırlarında dolaşmak İstanbul’un ne güzel…

Sıcacık bir bardak çay eşliğinde, bol susamlı taptaze simit yiyerek vapurda geçmişe dalmak ne güzel… Bir dahaki seferde, belki göremem korkusuyla bu güzellikleri deklanşöre basıp sabitlemek ve emniyete almak, tekrar tekrar seyrederek mutlanmak ne güzel…

Geçmişten günümüze yüreğim mutluluk dolu dönerken, sahile yaklaşmanın üzerimdeki burukluğunu atabilmem için vapurun çeşitli cilvelerle manevralar yaparak iskeleye yanaşması da güzel. Evet, hepsi çok güzel de “kara göründü” deyip Eminönü iskelesinin sevimli görüntüsüne doğru yürümeye başlayınca, telaşlı yolcuların birbirinin önüne geçip bir an evvel vapurdan atlama adına umarsız hareketleri nedeniyle aniden karmaşa içinde kalmak neyin nesi. En güzeli, inmek için biraz daha beklemek. Belki hayalden gerçeğe dönmeyi uzatmak bahanesidir bu benim için. Ayaklarım vapurdan inmemekte diretirken beynim otobüse doğru yürümem için komutlar veriyor. Bu defa bir değişiklik yapalım. Beynimden yürü komutu alan ayaklarım bakalım beni kaç numaralı otobüse götürecek. Yolumuz ve şansımız açık olsun. Ayaklarımın götürdüğü yere gideceğim.
Mahşeri bir kalabalık içinde buldum kendimi, iğne atsan yere düşmez misali, bütün halk buraya konuşlanmış sanki. Ben ayaklarıma değil onlar bana hükmediyor. Vapurların kalktığı iskelenin önündeki duraktan bir belediye otobüsüne bindim, en arkadaki koltuklardan birine oturdum. Çıktım yola Mevla’m kayıra.

Otobüs, güzergâhındaki durakları sayarak yoluna devam ediyordu. Sağ tarafta koku ve pis görüntüsünden arınmış Haliç’i gördüm. Ne kadar da güzel olmuş buralar. Anladım Eyüp yolundayım. Her durakta inen ve binenler var. Duygularını içinde saklayıp sessizce oturanlar, etraflarını unutup yanındakiyle dertlerini paylaşanlar, benim gibi tüm güzellikleri gözlerine sığdırmaya çalışanlar… Sessizlikle gürültü kardeş olmuş yolumuzda ilerliyoruz. Eyüp Meydanı’nın biraz yukarısından İslambey’e doğru yol alıyoruz. Cadde iyice daraldı. Yol kenarına park edenler, geçiş üstünlüğü bende deyip diğerinin hakkını yok sayanlarla trafik durma noktasına geldi. Vadiye sıkışıp kalmış Eyüp’ün nefesi daralmış. Bayırlar, birbiri içine giren ve üzerimize atlayacak kıvamda yükselen binalarla dolmuş. Tarihi eserler korkunç yapılaşmanın gadrine uğramış, kırgın küskün bakınıyor. Estetikten nasibini almamış tam bir görüntü kirliliği. Benim güzel bildiğim bu yerlere ne olmuş böyle… Her yan taşlaşmış. Sağ, sol, ön, arka hep taş. Yüreğimi acıttı bu taşlar. İçim sıkıldı. “Ben de nefes alamıyorum sevgili Eyüp Sultan. Senin zarifçe yükselen servilerinin yeşilliğini, tarihini, bizi çeken mütevazılığini taşların arasında aradı gözlerim. Fotoğraf makinesi elimde, ellerim titriyor. Gönlümde olanı bulamıyorum.”

Yoğun trafikte yolcular söyleniyor:

“-İstanbul berbat bir şehir, yaşanır gibi değil, şu hale bak, saatlerce yoldayız, adım adım gidiyoruz.” 

Ne demek oluyor bu? İstanbul günah keçisi olmayı hak etti mi? Aman Allah’ım! Duymak istemiyorum artık bu saçmalıkları. İstanbul için söylenen korkunç sözler kulaklarımda çınlıyor. Önümüzdeki ilk durakta iniyorum otobüsten. Gözlerim yaşlı, kollarım iki yana sarkmış. Yüzümü sıvazlayan rüzgâr bile avutamıyor yanan yüreğimi. 

Ah İstanbul! Biz sana nasıl yaptık bu kötülüğü? Senin denize bakan yüzünün yaldızlarıyla gözlerim ışıldarken arka yüzündeki gölgelerin çarpık renksizliği içimi çok acıttı. Çok üzgünüm. 

“Özür diliyorum.”

Zehra Güney`in diğer yazılarını okumak için TIKLAYIN

YAZI: ZEHRA GÜNEY   
             
 






2012 Avrupa Spor Başkenti İstanbul`a yapılan yatırımları yeterli buluyor musunuz?

Yeterli buluyorum

Kısmen de olsa yeterli

Yetersiz

İstanbul`da yarın bu yollar kapalı
19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kutlamaları kapsamında İstanbul`da bazı yollar trafiğe kapatılacak.